en tr
BLOG

Abdülcanbaz Kahramanları

“Abdülcanbaz ve Arkadaşlarının Harikulade Serüvenleri”nde Abdülcanbaz ve arkadaşlarından başka birçok önemli tip yaratılmıştır. Fakat bu tiplerin çoğunluğu sadece bir serüvene aittir, sürekli tipler değillerdir. Bunun yanı sıra Abdülcanbaz’ın ezeli düşmanı ve karşıt tipi olan Gözlüklü Sami Bey ve onun dalkavuğu Sürmegöz İhsan Bey tiplerini de tanıtmadan geçemiyoruz.

genuine essay writing service Abdülcanbaz

Abdülcanbaz, 1957 yılında, Milliyet sütunlarında doğdu. Abdülcanbaz’ın gelişimini dört dönemde toplayabiliriz.

İlk dönem: Milliyet gazetesinde yayımlanan “Turist Ömer” serüveni Aziz Nesin’le başlanmıştı. Aziz Nesin yazıyor, Turhan Selçuk çiziyordu. Abdülcanbaz’ın isim babası da Aziz Nesin’dir. Arkasından Rıfat Ilgaz, bir sinema kahramanı yaratmak istemişti. Abdülcanbaz, başlangıçta yalnızdı; bir turist rehberi, bir Yeşilçam simsarı, açıkgöz, hatta üçkâğıtçı bir tipti. Fakat daha sonra Turhan Selçuk yalnız kalınca onu yeniden yaratma ve karakterini yeniden çizme zorunluluğu duydu. Abdülcanbaz, giderek arınıp, sağlam bir kişilik kazandı. Daha sonra, yandaşları ve karşıtları ile değişik karakterlerin belirlendiği bir kalabalık oluştu çevresinde.

İkinci dönem: Turhan Selçuk’un hem yazıp hem çizdiği, çalışmalarını tek başına sürdürdüğü bir dönemdir. Abdülcanbaz’ın rüyası olan “Sayısız Fırtınalar” adlı serüvende Abdülcanbaz’ın gerçek kişiliğine yakın bir tip yaratılır. Daha sonraları sürekli “İstanbul Efendisi” tipi olarak göreceğimiz Abdülcanbaz, bu hikâyede kötülere karşı savaşan bir İstanbul kabadayısı tipiyle karşımıza çıkar. Aşkın Gözyaşları” adlı bir sonraki serüvende, Abdülcanbaz’ın gerçek kişiliğinin oluştuğunu söyleyebiliriz. Abdülcanbaz, her çağda halkın özlemini duyduğu, hayallerinde yaşattığı, efsanevi bir tiptir. “Halkını seven her dürüst ve namuslu kişide az çok Abdülcanbaz’lık vardır.” Dürüsttür, cesurdur, akıllı ve zekidir. Yakışıklıdır, çelikten kaslara sahiptir. Bu üstün niteliklerini daima iyinin, halkının, ezilmişin yanında; sömürücülere, zalimlere, namussuzlara karşı kullanır. “Osmanlı Tokadı” ile ün salmıştır.

Abdülcanbaz, bazen masal dünyalarında yaşar, kötü tabiatlı devlerle çarpışır… Bazen İstiklal Savaşımıza katılır, bazen deniz diplerini kulaçlar… Bazen meşin top peşindedir… Bazen Mezopotamya’da, tekerleğin icadına katkısı olur… Bazen uzayı adımlar… Bazen de günümüzde sürdürür yaşantısını… Devrine göre açık fikirlidir, ilericidir. Özetle; Abdülcanbaz, her devirde, her kişinin özlediği, sahip olmak istediği güçlere sahip bir ideal adamdır. Başından hiç düşmeyen fesi, Wilhelm bıyıkları, setre-pantolonuyla yakışıklı, dürüst, namuslu, akıllı, bilgili ve sınırsız güçlü bu adam, “bizim insanımız”ın bir prototipidir.

Üçüncü dönem: Akşam gazetesinde başlayan çizgi değişimi, belirgin olarak göze çarpar. Sanatçının harikulade çizgilere sahip olduğu bu dönemde, Abdülcanbaz’da da değişiklikler olur doğal olarak. İlk defa bu dönemde, Abdülcanbaz, başındaki fesi ve setre-pantolonu bırakıp, kavuğu, kıyafeti ve kılıcıyla tam bir Yeniçeri tipine bürünmüştür. Bu tip, tüm üçüncü dönemde böyle değildir; yalnızca bazı serüvenlerde karşılaştığımız bir tiptir. Fakat, bu değişim süreci içerisinde Abdülcanbaz’ın ikinci dönemde oluşan asıl karakteri, dürüst, sağlam ve inançlı kişiliği hiçbir zaman değişmez.

Dördüncü dönem: Çizgi ve konuda dönüşüm dönemidir. Sanatçının Cumhuriyet gazetesine geçtiği bu dönemde, Abdülcanbaz her devirde yaşar. Günümüzde, Osmanlı İmparatorluğu’nun en görkemli devirlerinde veya son dönemde, yani her yerde… Gözlüklü Sami’nin, Evliya Çelebi’nin veya bambaşka kişilerin kahramanı olduğu yeni serüvenler oluşur bu dönemde.

Karanfil Hoca

Abdülcanbaz’ın yanından ayırmadığı Karanfil Hoca, sinirli, kızgın, barut gibi tabiatlı, fakat iyi kalpli ve durmadan icat peşinde koşan bir kişidir. Abdülcanbaz’la beraberliği “Gök Katlarına Seyahat” adlı serüvenle başlar. Karanfil Hoca, Doğu’nun yetiştirdiği en büyük bilim adamıdır. İlmi simya, ilmi kimya ve keşif dünyasındaki yeri, İbni Sina, İbni Batuta gibi Doğulu bilim adamları dahil, bütün dünya alim ve keşşaflarından çok daha önemlidir. Biraz sinirli ve mütecaviz olmasına karşın iyi kalpli, dürüst, aydın, kişilik sahibi bir adamdır. “Vel Tarih-ül Kebir-ül Kamer” eseri ünlüdür. Sayısız kitaplar yazmış, faydalı araçlar icat etmiştir. Karanfil Hoca’nın icatlarından bazıları şunlardır:

  1. Minaretül Füze-tül Kamer (Bununla ilk ay seyahatini gerçekleştirmiştir.)
  2. Sefine-i Hava
  3. El Kabili Sevk-ül Karakuş
  4. Vel Kebir-ül Köstebek

Abdülcanbaz’ın dönüm noktası olan “İkinci dönem”de aileye katılan Karanfil Hoca, diğer dönemlerde de hikâyelerin en ilginç kahramanlarından biri olmuştur.

Tarzan

Abdülcanbaz’ın ilk hikâyelerinden olan “Turist Ajanı”nda, Tarsus’a film çevirmeye giden Abdülcanbaz, Tarzan’la orada tanışır ve bir daha ayrılmazlar. Tarzan, müthiş gücüyle Abdülcanbaz’ın sağ koludur ve en iyi dostudur. Tarsus’ta doğmuştur. Saf ve temiz yürekli bir Anadolu çocuğudur. Heybetli bir yapısı, ilahi bir gücü vardır. Henüz onu hiç kimse yenememiştir. Cesaretiyle ün salmıştır. Abdülcanbaz’la ilk dönemden beri birlikte olan tek kahramandır. Dürüst tabiatlı, sağduyu sahibi Tarzan, iri, sağlam gövdesi, çelik kasları, herkül gücüyle, çok sevdiği arkadaşı Abdülcanbaz’a yararlı olmakta, güç zamanlarında onun yardımına koşmaktadır. Serüvenlerin gelişim süreci içinde Tarzan’ın tipi ve karakteri değişmemiştir.

Fettah

Abdülcanbaz, “Aşkın Gözyaşları” adlı serüveninde Musul’a sürgün gittiği zaman tanışır onunla. Yanına alır Fettah’ı. Hoşsohbet, muzip, şıpsevdi, başından büyük işlere girişen, sevimli bir adamdır Fettah. Eğlenceyi, içkiyi, espriyi, şakayı çok sever. Konuşkan, açıkçası gevezedir. Her olayı hoş tarafından ele alan, espriyle karışık yorumlayan Fettah, bu yönüyle, ciddi bir bilim adamı olan Karanfil Hoca’nın şimşeklerini üstüne çeker. Çabuk âşık olur. Kadınlara sevgisi, saygısı büyüktür ama “Hamurabiye” gibi, “Servinaz” gibi tombul ve okkası çok çeken hanımları beğenir. Bir kadının kilosu ne kadar fazlaysa Fettah’ın sevgisi, saygısı da o kadar çok olur.

Ruhsar ve Canbaziye

Abdülcanbaz’ın eşi ve kızı. Ruhsar, Dahiliye Nazırı Mahmut Sadrettin Paşa’nın kızıdır. Güzeldir, akıllıdır, kültürlü ve iyi yetişmiştir. Abdülcanbaz’a layık bir eştir.

Derviş Fayrabi

Abdülcanbaz, Derviş Fayrabi’yi “Otomobille Devr-i Âlem” adlı serüvende, İran’ın Şiraz kentinde tanır. O tarihten sonra Abdülcanbaz’dan ayrılmayan Fayrabi, olağanüstü hünerlere sahip olup, “Ey akilen, ey gafilen, ey filanın oğlu filanı…” diye lafa başlayıp akıl almaz hünerbazlıklarıyla insanları şaşkına çevirir. Gözbağcılıkta üstüne yoktur. Hatta bu marifetlerini sanat haline getiren tek adamdır denebilir. Arkadaşlıklarını toz kondurmadan sürdürmüşlerdir. Fayrabi, dürüst, kendi halinde bir adamdır. Az yer içer; ondan dal gibi bir vücuda sahip olup, yel üfürdükçe, adeta havada uçar gibi bir yürüyüşü vardır. Fayrabi de Tarzan gibi, tipini ve karakterini değiştirmemiştir.

Musa Keyta ve Kukuba Keyta

Abdülcanbaz’ın kızı Canbaziye’nin kaçırıldığı bir serüvende, onu kurtarmaya yardım eden Musa Keyta, daha sonra Kukuba Keyta ile Abdülcanbaz ailesine katılır. Her ikisi de azat edilmiş zenci kölelerdir.

Gözlüklü Sami Bey

Osmanlı Sarayına mensup bir mirasyedidir. Şeytani bir zekâya ve süngülü bir bastona sahiptir. Bu baston onun simgesidir. İşrete ve kadına düşkün, düzenbaz bir adamdır. Abdülcanbaz’ın ezeli düşmanıdır. İstanbul’da, Erenköy’deki köşkünde oturur. İkinci dönemde ortaya çıkmış, son döneme kadar devam etmiştir. Bazen (daha çok dördüncü dönemde) hikâyenin kahramanı Gözlüklü Sami’dir. Abdülcanbaz’ın karşıtı bir güç oluşturduğu için, tüm karşıtlıklar onun kahramanı olduğu serüvenlerde verilmiştir.

Sürmegöz İhsan Bey

Gözlüklü Sami’nin sağ kolu, dostu, dalkavuğu ve has adamıdır. “Evet efendim, sepet efendim”ci, uşak ruhlu, rüzgâr gülü karakterli, paraya düşkün, ahlaksız, namussuz, arlanmaz bir tiptir. Bunca olumsuzluğu kişiliğinde toparlama maharetini gösterdiği için, Gözlüklü Sami’nin dikkatini çekmiş ve onun yardımcısı olmuştur. Her zaman Gözlüklü Sami’nin yanındadır. Çıkar uğruna yapamayacağı şey yoktur.

Zaruhi Halefyan

İstanbul’un Tatavla semtinde doğan ve serpilip büyüyen, giderek güzelleşen Zaruhi, gününü gün etmekten başka bir şey düşünmeyen, eğlenceye düşkün, hafifmeşrep bir kadındır. Abdülcanbaz’ın “Halefyan Duruşması” macerasında rol almış, kişiliği ve ilginç tipiyle dikkatleri üzerine çekerek, olağanüstü serüvenlerin sürekli tipleri arasına girmeyi başarmıştır.

Ramona

Karatecinin Aşkı” serüveninin en önemli kahramanıdır. Güzeller güzeli Ramona, Barcelona’da doğmuştur. Babası, yanında çalışanlara karşı insafsız bir adamdır ve şehrin ünlülerinden bir zengindir. Annesi Esmeralda, üzüntüler içinde geçen bir hayattan sonra genç yaşta ölmüştür. Ramona 20 yaşındayken babası da ölür. Genç yaşta sonsuz bir zenginliğe sahip olan Ramona, gününü gün etmeye ve yeryüzünün en güçlü erkeğini seçmeye karar verir. Bu istek, onu uzun maceraların ve yolculukların sonunda İstanbul’a getirir. Basına verdiği röportajda, İstanbul’da merak ettiği 3 konu olduğunu belirtip şöyle sıralar: Ünlü Türk Lokumu, Nefis Şiş Kebabı …ve asıl önemlisi, Türk Erkekleri… (Müthiş Türkler Efsanesi’nin kendisini çok cezbettiğini özellikle vurgulamıştır.) Ramona’nın İstanbul’da uzun bir süre kaldığı söylenir. Bu şehirden, unutulmaz anılarla ayrılmıştır.

Cihanyandı Saliha

Abdülcanbaz maceralarının önemli kadın kahramanlarındandır. Fakir bir ailenin kızıdır. Çocuk denebilecek yaşta yanlış yollara itilmek istenmiş, ama güçlü kişiliği, sağduyusu, zekâsı sayesinde kendini kurtarmış, çalışan kadınlar safına katılmıştır. Cihanyandı Saliha, cihanı yakacak kadar güzel… çok güzel bir kadındır.

Evliya Çelebi

Ünü büyük Evliya Çelebi dahi Abdülcanbaz’ın dostu olup, birçok geziye birlikte çıkmışlardır. Günümüz Türkiye’sini… günümüz Avrupa’sını da gezen, gören; izlenimlerini kendine özgü renkli bir dille nakleden Evliya’nın ilginç gezi hikâyeleri Abdülcanbaz serüvenleri içinde yer almıştır.

Esnaf Raziye

Esnaf Raziye, Galata’ya taşınan “vesikalı yar”lardan birisidir. Raziye, daha 12 yaşındayken, kendisine biçilen hatırı sayılır bir başlık parası karşılığında “satın alınıp” köyünden İstanbul’a getirilir. İmam nikâhıyla evlendirilir. İmam nikâhlı kocası tarafından, çocuk yaşında paralı erkeklere, genç kızlığında otomobilli müşterilere “satılır”; 19 yaşındayken kendini Abanoz Sokak’ta bulur. Orada Madam Eleni ile tanışır ve onun yanında “çalışmaya” başlar. 30 yaşındayken Abanoz kapanır ve Raziye hayatını Galata’da sürdürür. Burada hayatına, “dostu” olan Dumancı ve daha sonra da Gözlüklü Sami girer.

Zühâl Arınık’ın Türkiye’de Çizgi Roman ve Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz’ı adlı çalışmasından alınmıştır.